The app for independent voices

Annemin çocukluğu on dört  yaşında bitmiş. Teyzelerimin birkaçının da… Çocukluğum, akraba evlilikleri ve kız çocuklarının erken yaşta evlenmesinin normal olduğu anlatılar ile geçiyor…

Bir çalışma görevi üzerine düşünüyorum. Annemin anlattığı çocukluk anılarına gidiyorum istemsiz. Belki  istenen sadece hayalde belireni anlatmak.

Başlarken yaşlar süzülüyor zihnimden… Bildiğim yaşamı geçiyor gözlerimin önünden…  Sonrası her şeyi hüzne çevirdiğimden sebep kendime atılan oklar… Değil mi ki geçti…

Annem, dedeme benzeyen tek evlat. Sarı saçlı, yeşil gözlü. Bir sonrası dayım, erkek oluşu sebebi ile önemli, kalanı dört kız. Dedem, her gün  içki içen ama sanılanın aksine  etrafına neşe ve bereket dağıtan, ‘r’ harfini telaffuz edemeyen, her zaman takım elbiseler giyen, annemin yanında çok kıymetli, anneannemin  evdeki otoriter figürünü yumuşatan kişi. 

Dürbünün ucunda görünen:

“Sadık: Ben bisikleti merdivenden aşağı sürerim.

Melek: Süremezsin annem kızar.

Sadık: Bir şey olmaz. Bak gör nasıl süreceğim.

Melek: Yapma!

“Birlikte hamam odasını boyladık…” 

Hayat ve merdiveni kanlar içinde. Sadık yaralı. Hengamenin içinde beliren Hamide, öfkeli. Hamam odası karanlık, nemli. Sadık, acısına aldırmaz, hedefe bir şekilde vardığından keyifli. Melek?

Akşam oldu mu?

Celal: Benim çocuklarımı nasıl odaya kapatırsınız!”

Melek, annem. 

Mar 15
at
9:08 AM
Relevant people

Log in or sign up

Join the most interesting and insightful discussions.